29 Şubat 2012 Çarşamba

Neyi arıyorsan O'sun sen...


SEN
Can konağını aramadaysan, cansın;
Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin,
Bir damla su arıyorsan susun,
Zulmün peşindeysen zalimsin,
Aşkı arıyorsan aşıksın,
Gönlün neye kapılmışsa O’sun sen.
Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir:
Neyi arıyorsan O’sun sen.
Mevlana


28 Şubat 2012 Salı

Oscar'ın Ardından...

Oscar ödülleri Pazar akşamı sahiplerini buldu.Ödül töreninin açıklanan sonuçları:
En İyi Film: The Artist
En İyi Yönetmen: Michel Hazanavicius / The Artist
En İyi Kadın Oyuncu: Meryl Streep / The Iron Lady
En İyi Erkek Oyuncu: Jean Dujardin / The Artist
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Octavia Spencer  / The Help
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christopher Plummer  / Beginners 
En İyi Yabancı Film: A Separation / İran 
En İyi Görüntü Yönetmeni: Robert Richardson / Hugo
En İyi Sanat Yönetmeni: Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo / Hugo 
En İyi Kostüm Tasarımı: Mark Bridges / The Artist 
En İyi Makyaj: Mark Coulier / The Iron Lady
En İyi Kurgu: Angus Wall, Kirk Baxter / The Girl with the Dragon Tattoo 
En İyi Ses Kurgusu: Philip Stockton ve Eugene Gearty / Hugo
En İyi Belgesel: Undefeated
En İyi Animasyon: Gore Verbinski / Rango
En İyi Görsel Efekt: Hugo
En İyi Orijinal Müzik: Ludovic Bource / The Artist
En İyi Şarkı: Bret McKenzie / The Muppets 
En İyi Uyarlama Senaryo: Alexander Payne, Nat Faxon, Jim Rash / The Descendants 
En İyi Orijinal Senaryo: Woody Allen  / Midnight in Paris
En iyi Kısa Film: Terry George / The Shore 
En İyi Kısa Belgesel: Daniel Junge / Saving Face
En İyi Kısa Animasyon: 
The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore


Gelelim yorumlara.Ödül öncesi kıyasıya yarışan iki film vardı.The Artist ve Hugo.Ben ödül sonuçları açıklanınca açıkçası üzüldüm.Bana göre The Artist filmi inanılmaz sıkıcıydı.İzlemek için iki defa çaba göstermeme rağmen başaramadım.Bizim sinema eleştirmenleri ve köşe yazarları filmi öyle beğendiler ki ilk denememin ardından izlemeyi bir daha denedim,  ilk 20 dakika geçirdiğim baygınlıktan sonra vazgeçtim.Bana kalırsa Hugo'ya haksızlık oldu.Buradan filmi seçen jüriye sesleniyorum.E be güzel kardeşlerim madem bu kadar sessiz ve siyah beyaz film meraklısıydınız niye arşivlerde ki eski filmleri çıkarıp izlemediniz.Hem biz bu kadar gerilmezdik, hem de siz bu kadar özlem duymuştunuz, eski filmleri mesut, mutlu izlerdiniz.Günah değil mi bize?En baba ödüller The  Artist'e gitti.Üstelik Jean Dujardin son derece şımarık tavırlarla ödül aldı.Başkası alsa benim için sürpriz olur edalarında....Yine de teselli bulduğum iki ödül var.İlki Merly Streep'in ve diğeri Octavia Spencer'ın aldığı ödül.




Bir diğer ödül alan ve beğendiğim film A Seperation.Kesinlikle ödülü hak eden etkileyici bir filmdi.Bu kadar Oscar muhabbetinin ardından, ben de iz bırakan, izlemezseniz üzülürüm diyebileceğim başka bir filmi tavsiye edip, yazımı noktalıyorum.Incendies ( İçimdeki Yangın).




İzleyin, etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız mükemmel bir film....İyi seyirler...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Geç Değil...

Hayat içinde yol alırken, karşımıza çıkan hoş şeylerden kimi zaman uzak dururuz.Hepimiz içinde bulunduğumuz yaşı düşünerek, ilgimizi çeken konunun bizim için geç olduğunu düşünürüz.Yaşımız geçti yada bizden geçti artık deriz.Oysa Picasso 90'ında nefis eserler veriyordu. Goethe 'Dr.Faustus'u 80'inden sonra kaleme aldı.Verdi 'Othello'yu 73 yaşında bitirdi.Michelangelo 80'li yaşlarında hala eserler yaratıyordu.Elbette hepimiz bu isimler gibi olamayız.Ama ABD'li ünlü komedyen George Carlin'in tavsiyelerinden yararlanabiliriz:
1-Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın:yaş,kilo,boy.
2-Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun.Suratsızlar sizi aşağı çeker.
3-Öğrenmeyi sürdürün.Bilgisayar,el sanatları,bahçecilik,ne olursa....Beyniniz atıl kalmasın.Atıl kafa,iblisin tezgahıdır.İblisin adı da alzheimer'dır.
4-Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
5-Sık sık, uzun uzun, var gücünüzle gülün.Soluksuz kalıncaya kadar gülün.
6-Gözyaşları olacaktır.Katlanın,yas tutun,başka yaşantılara geçin.
7-Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi,aile,kedi,köpek,kuş,balık,yadigarlar,müzik,bitkiler,hobiler,ne olursa..Eviniz sığınağınızdır.
8-Sağlığınızın kıymetini bilin.İyiyse üstüne titreyin.Bozuksa düzeltin.Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım alın.
9-Vicdan azabından uzak durun.Çarşı pazarda gezin,komşu illerde dış ülkelerde dolaşın,ama sakın suçluluk,pişmanlık duygusuna yönelmeyin.
10-Sevdiğiniz insanlara onları  sevdiğinizi söyleyin her fırsatta.Ve hiç unutmayın ki yaşam,aldığımız soluklarla değil,soluk kesen anlarla ölçülür...



24 Şubat 2012 Cuma

İsteklerim.....

1-Kitap okuma şezlongu istiyorum, sırtüstü yatmaktan yorulanlara yüzüstü yatıp okuyacağı baş kısmı delikli bir şezlong.
2-Her insanın hayatta bir kere kullanacağı, lamba cini istiyorum....
3-Spor yapmadan fit olup, sağlıklı kalmak istiyorum...
4-8 saat değil, 4 saat uyku ile yetinmek istiyorum...
5-Yılın 12 ayı ilkbahar,yaz,sonbahar olsun kışa gerek duymasak,lahana gibi kat kat giyinmesek istiyorum...
6-Bir sabah uyandığımda, çocukluğumdan beri yaşadığım Pazartesi sendromu bitsin istiyorum...
7-Hepimiz doğarken prospektüslü doğsak da birbirimizi yormasak,bıktırmasak,değişir ümüdini taşımasak diyorum...
8-Hayat rutine girince değiştirme düğmelerine sahip olsak...Mesela, ayda iki kez kullanacağımız, rutin değiştirme düğmemiz olsa, canımıza tak deyince bassak istiyorum....
9-Turnusol kağıdı gibi her yanlış, her yalan, her hata da maviden kırmızıya,kırmızıdan maviye değişsek istiyorum...Özellikle iş dünyasında rengarenk insanları seyredip eğlensek diyorum....
10-Her anımızı kayıt altına alınsa, mikroçipli yaşasak, 2 yaşındaki halimizi merak edip izlesek istiyorum...

Haleti ruhiyemden fişkıranlar şimdilik bu kadar, yeni parlak fikirlerimi  sizlerle paylaşmaya devam edeceğim ...:))
Sendromsuz,sağlıklı,mutlu bir hafta sonu diliyorum....


23 Şubat 2012 Perşembe

Arafta Kalan Kelimeler...



Benim için kelimelerin her birinin  anlamı olup, bir çoğu kulağa hoş gelen bir çoğu nahoş gelen olmak üzere ikiye ayrılır.Aslında bir çok insanın böyle hissettiğini düşünüyorum. Örneğin, sevgi kelimesi herkes tarafından kulağa hoş gelen bir kelime iken, kötü kelimesi olumsuzluğu çağrıştırır ve hoşlanmayız.Bir de  nötr olan kelimeler vardır ki onlara duygu dünyamız,geçmişimiz,yaşadıklarımız bir anlam yükler.Yani benim için güzel olan hoş gelen bir kelime bir başkası için huzursuzluk verir.Çare kelimesi sonuca olumlu ulaşmış biri için hoş,bir sonuç alamamış bir başkası için can sıkıcıdır.Bu kelimelerle bir derdim yok.
Benim derdim arafta kalanlar...Yersiz,yurtsuz,belirsiz kelimelerdir.Örn: Düşünürüz,Bakarız vb..Bu kelimeyi kullanan biri ile karşılaşırsanız bilin ki bir yada bir kaç nedeni vardır. Düşünürüz diyen birisi ya o an başından sizi savmak için kullanır, ya dürüstçe reddedemediği için sizi savuşturur, yada hala kararsız ve bir sonuca ulaşamamıştır ve can simidi niyetine kullanır.Gözlemlerime göre en çok kullanan  yöneticiler ve annelerdir.Anneler için, çocuğun isteklerini bir süre sonra unutturmak ve durumu kurtarmak için altın değerindedir.Oysa çocuğun direkt sonuca ulaşacak cümleyi duyması daha sağlıklı değil midir? Bakarız kelimesinin de pek bir farkı yok aslında.Durum kurtaran sonuca net ulaşılamayan arafta bir kelime..
Bir de neden kullanıldığını anlayamadığım atasözleri var tabii...Örn: İcat çıkarma,Eski köye yeni adet,Kızını dövmeyen dizini döver,Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar,Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın gibi, şu an aklıma ilk gelenler...
Düşünsenize hepimiz düşünmeden çocuklarımıza ne çok kullanırız İcat Çıkarma  diye.Çocukluğumuzda hepimiz en az bir kez duymuşuzdur.İnsanın içindeki yaratıcılığı köreltmeye yönelik daha iyi bir cümle bulunmazdı sanırım.Neyse ki Türk Dil Kurumu olumsuz mesaj veren atasözü ve deyimlere yeni sözlükte yer vermedi.Bir de artık tamamen kullanılmayan unutulmuş kelimeler var, ancak onlar başka bir yazının konusu...
Tatlı yemeden de, tatlı konuşabilmek dileğiyle....:))


22 Şubat 2012 Çarşamba

Ellerine sağlık Garanti.....

Dün havayı güzel görünce dışarıda işlerimi halledip, arkadaşımla buluşup, Karaköy'e attık kendimizi.Eski Borsa binasının önünden geçip biraz nostalji yapıp, deniz kenarında oturduk.Sonra ne zamandır Bankalar caddesine uğramıyorum deyip, arkadaşımla soluğu Halk Bankası Karaköy Şubesinde aldık....Kapıda iki güvenlik görevlisi önce beni müşteri sandı.Tabi ben sadece binayı inceleyip eski sinema koltuğu tarzındaki bekleme koltuğuna yayılınca bıyık altında gülmeye başladılar.Güvenlik görevlileri ne düşündü bilemem ama ben kendimi başka bir zamana ışınlanmış gibi hissettim.Biraz oturup içeriyi izledim ve eski müşterileri çalışanları hayal ettim.Kim bilir ne zor şartlarda çalıştılar diye düşündüm.Şimdi bir dakikada yapılan işlemlere o dönemlerde saatler harcadıklarına eminim.Sonraki istikamet Salt Galata....Merkez Bankası binasının ( bir dönem bir hayli uğramışlığım var bu eski binaya) yanında yer alan Salt Galata'ya  açıldığından beri uğramak kısmet olmamıştı.Bu bina eski Osmanlı Bankası binası.Şimdilerde Garanti Bankası tarafından yenilenerek, kültür ve sanat kompleksi haline getirildi.





Binanın -1. katını süreli sergi olan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Arkeolojinin Öyküsü" ile Osmanlı Bankası'nın müzesi paylaşıyor. Giriş katındaki kütüphaneye bayıldım.At  kendini oku kitabını.Üst katında mükemmel mutfağı ile Ca'd'Oro ve üçüncü katında açık arşiv ile sergi alanı.Eski bir Garanti çalışanı olarak emeği geçen herkesin eline sağlık diyor Garanti Bankası'na teşekkürü borç biliyorum.Eski bankam neylerse güzel eyler....)) Bu kadar banka ziyareti hayırdır Neval bankacılık günlerini mi özledin derseniz, tabi ki hayır benimki nostalji ve emeğe saygı derim.Daha fazla bilgi için  www.saltonline.org adresini inceleyebilirsiniz.....


21 Şubat 2012 Salı

Bir Belgesel,Bir Film

Ntv'nin yayınladığı Olağanüstü Kadınlar belgeseli ile Pazar akşamları ailece ekrana kilitleniyoruz.Yaklaşık 4 haftadır dünyanın en sıra dışı kadınlarının hayatlarını izliyoruz.13 haftalık bu  belgeselden hep bahsetmek isterken, araya başka konular girdi, yazmayı unuttum.Bugüne kadar; Wallis Simpson, Coco Chanel, Hedy Lamarr, Madame Chiang Kai-Shek yayınlandı.Önümüzdeki hafta Pazar günü saat 22.00'da ekran başında olursanız bu defa  Audrey Hepburn'ün hayatı anlatılacak.



İlk resim İngiltere Kralı Edward ve olağanüstü kadın Wallis Simpson'a ait..Dünyanın en büyük aşkı yaşanmış ve kral Edward  uğruna tahtı bıraktığı Wallis Simpson ile evlenmiş.Dikkatinizi şu cümleye çekerim 'UĞRUNA TAHTI BIRAKTIĞI'....:))
İkinci resim Hedy Lamarr'a ait.Hem güzel,hem aktris, hem de bilim insanı.Bir kadın hem çok güzel, hem çok zeki olabilir mi diye soranlara işte kanıt....:)) Diğer olağanüstü kadınları kaçırmayın derim....

Gelelim filmimize.Hani bütün gazetelerden yorum okudunuz biliyorum, ama ben kusur kalmayayım dedim...
Fetih 1453...Hafta sonu izledim, her ne kadar film hakkında eleştiri yazılsa da, bence Türk sinema tarihinde milad kabul edilecek bir film.Neden derseniz, Hollywood filmlerini aratmayacak kadar güzel görsel zenginliğe sahip.Aşağıda bahsedeceğim gibi film de takıldığım noktalar oldu, ama o kadar kusura nazarlık diyelim. Filmin izlenme rekoru kıracağını düşünüyorum.Çünkü sinemadan çıktığımda, bir sonraki seansın bilet kuyruğuna inanamadım.

Gelelim filmin ufak tefek yanlışlarına. Fatih Sultan Mehmet karakteri daha güçlü,daha kültürlü ve daha kararlı olmalıydı. Ulubatlı Hasan karakteri filmde bir hayli baskın ve bu bana çok anlamlı gelmedi, ama benim duygusal olarak en çok etkilendiğim sahnede ona ait. Osmanlı İmparatorluğu ile adeta özdeşleşmiş mehter takımını hiç göremedik.Her şeye rağmen savaş filmi olarak Türk sinema tarihine geçecek bir film olduğuna inanıyor, iyi seyirler diliyorum....:))

20 Şubat 2012 Pazartesi

İllüstrasyon.....

 Grafik sanatların bir kolu olan illüstrasyon ile oğlum sayesinde tanıştım.Daha önce yurt dışında örneklerini gördüğüm, ancak adını sonradan öğrendiğim bu çalışmalar bir hayli hoşuma gidiyor.İllüstrasyonun ilk örnekleri Alman Nazileri döneminde komutanlar arasında mesajlaşmada kullanılmış,sonradan İtalya'da büyük ilgi görmüş bir sanattır.Yurt dışında üniversitelerde  bölümleri bile mevcut.....Reklam,Basın-Yayın,Özel Alan,Bilimsel,Moda,Fantastik gibi çeşitleri mevcuttur.Daha iyi fikir vermek için sevdiğim bir kaç çeşidi sizlerle paylaşmak istedim....





Boş zamanlarda renkli kalemlerle keyifle yapılacak çalışmalar....Ben baykuş serisinden bir tane yaptım ve çalışma odama astım.Şimdi etamin işleyerek yeni bir çalışma deniyorum, bakalım ne kadar başarılı olacağım.
İlgilenen arkadaşlar için bilgi,özellikle çocuk dergilerinde bu tarz çalışmalar ile sık karşılaşılıyor, eğer kitap satın almak isterseniz,Remzi Kitabevi'nde illüstrasyon ile ilgili harika kitaplar var....



17 Şubat 2012 Cuma

Saç Dökülmesi

Bir süredir yaşadığım bir sıkıntı saç dökülmesi. Dermatologların bin bir çeşit yorum ve ilaçlarına rağmen ,dökülme devam edince iş başa düştü kendim sıkı bir araştırma yaptım.İşte çıkan sonuçlar:
1-Demir eksikliği sık karşılaştığım bir sorun ve ciddi saç dökülmesine yol açıyor.
2-Biotin eksikliği saç dökülmesine neden olan bir başka faktör..
3-Stres ve üzüntü saç dökülmesini ciddi tetikleyen bir unsur...
4-Tabi ki genetik faktörler...
5-Tiroit  hastalığı ve yumurtalıklara bağlı hormonel düzensizlikler...
6-Yanlış yapılan diyetler...
7-BENCE ÜZERİNDE DURULMAYIP ES GEÇİLEN KONU ŞAMPUANLAR.....

 Bu saydığım  maddelerin hepsi araştırıldı, ama ilaç kullanmama rağmen bir sonuca ulaşılamadı.Ben de acaba bu şampuanların içindeki maddeler mi saçımı döküyor diye, sıkı bir araştırma yaptım. Kullandığınız ürünün içinde myristic acid, stearik acid, jelatin, lesitin, biotin, L-cysteine ve collagen varsa dikkatli olun. Çünkü bunlar yumuşatma, akışkanlık, parlatma gibi özellikleri vermekle birlikte hem bitkisel hem de hayvansal olabilir. Bir şampuanın çok özelliği var ise  mesafeli yaklaşmak, `içindekiler` kısmını ayrıntısıyla okumak gerekir ve birde bunların içeriğinde de petrol türevi propilen glycol ve kanserle ilişkisi kanıtlanmış sodyum sakkarin ve SLS olup olmadığına dikkat etmek gerekiyor.Daha yazılacak bir sürü kimyasal maddeler var ama en çok kullanılan zararlı bileşenlerden bahsettim.Özellikle SLS' ye dikkat.Diş macunları ve sıvı sabunlarda da bulunuyor.Ambalajların üzerinde sodium laureth sulfate (SLS) veya sodium lauryl ether sulfate (SLES) olarak yazılan bu kimyasal madde, deriden emilip organlarda birikme yapabiliyor. Ciltte alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebiliyor. Bir araştırmada ise göz dokusuna zarar verip görme problemlerine neden olduğu görülmüştür. Şampuan sektöründe doğal ibareli sayısız ürün var.Ancak bunlarında çoğu hikaye.Kozmetik ürünlerin tamamı değilse de bazılarının doğallığını kanıtlayan uluslararası özel logolar geliştirilmiş. Ecocert logosu bunların en önemlileri arasında. Bu, ürünün doğallığını gösteriyor. Bunun dışında geliştirilen bir diğer logo Cosmebio. Yani biyolojik kabul edilen kozmetik anlamına geliyor.Eğer ahenkle dans eden saçlarım olmasa da olur derseniz, en kesin çözüm, defne sabunu ve hakiki zeytinyağı sabunu....Şampuan da şu ana kadar keşfettiğim ürün Ecocert sertifikalı Rareblossom'dur.


Sadece Beymen ve Boyner mağazalarında satılan bu ürününün sonucunu bekliyorum.Şimdilik saçlarımın dökülmesi durdu ama uzun vadede ne olur deneyip göreceğiz.



16 Şubat 2012 Perşembe

Hayat Çizgilerim.....

Bugün sabah aynaya baktığım da yüzümde ince,ince bir kaç çizgi gördüm.Ne hissettim ?Önce, 40 yaş belirtilerini göstermeye başladı,"Neval hazırlıklı ol, daha bunlar iyi günlerin ,yaş aldıkça kırışıp buruşmaya devam edeceksin " dedim kendi kendime.Sonra estetik cerrahların kapısını aşındıran kadın yüzleri geldi gözümün önüne.Yanlış anlaşılmasın, hiç bir zaman estetik cerrahlara karşı olmadım.Yerinde ve gerektiğinde yapılan her müdahalenin faydalı olduğunu bile düşündüm.Ama hani bu tornadan çıkmış kadınlar var ya, işte  onların estetiğini hiç haz etmedim.Estetik müdahalenin bedenlere değil ruhlara,zihinlere yapılma vaktinin geldiğini düşünüyorum.Neyin hırsı, neyin telaşı?Hepimiz doğum ve ölüm çizgisi üzerinde yol alıyoruz.Kimimizin çizgisi uzun, kimimizin kısa.O uzun çizgide ilerlemenin mutluluğunu yaşamak varken, niye bu korku ve telaş? Her bir çizginin bir anlamı var.Düşündüm, alnımda ki çizgiler öfkelendiğim zamanların bana hediyesi.Yanaklarımda ki çizgiler, çok gülüp mutlu olduğum günlerin izleri,kim bilir daha kaç çizgi hangi duygumu ifade ediyor bana...Ne mutlu ,yaşamışım ki izlerini taşıyorum.İfadesiz, kas katı bir surat karşımdaki insana neyi çağrıştıracak? Yaşlanmak , aynada güzel bir görüntü sunmuyor insana kabul ediyorum ama iyi de herkes bu yollardan geçiyor,kimseyi farklı bir son beklemiyor ki.Buna takılmak yerine, yaşlanmanın yol almak olduğunu,olgunlaşmak olduğunu,deneyim kazanmak olduğunu bir düşünseler, hayat deneyimlerini paylaşsalar daha anlamlı olmaz mı?

Anılarınıza,ruhlarınıza neşter vurdurur musunuz? Hayır.O zaman sizi siz yapan görüntünüzün günahı ne?....Yüzünüz kırışacak kadar gülümseyip , mutlu olmanız dileğiyle....:))

15 Şubat 2012 Çarşamba

İki Süper Film


Sinemlarda  Oscar'a aday filmler bir bir gösterime girmeye başladı.İzlediklerim arasında beni etkileyen iki filmden bahsetmek istiyorum.İlki Savaş Atı ,yönetmenliğini Steven Spielberg'in yaptığı filmin konusu savaş gibi görünse de ,bir çocuk ve bir atın duygusal iletişimini anlatıyor.6 dalda Oscar'a aday olmuş bu filmi başlangıçta izleyip izlememekte tereddüt ettim ama iyi ki izlemişim ve ağlamışım.Lütfen siz de çocuklarınızla izleyin ,insan ve hayvan sevgisi üzerine yapılmış mükemmel bir film.Sevgi öyle yoğun işlenmiş ki aynı sevgiyi iki at arasında,dede torun arasında ve hatta iki düşman arasında da görüyorsunuz.Kaçırmayın derim.....))


Kitabının da olduğunu sonradan öğrendiğim  güzel bir  film daha,Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın(Extremely Loud and Incredibly Close).Oskar, kesinlikle Oscar'ı hak eden bir çocuk......İzlediğim çocuk kesinlikle bir dahi...Şaka değil büyüklerin bile sarf edemeyeceği cümleler kuruyor.Özellikle son 45 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadığım duygusal bir filmdi.Ben de liste uzun izledikçe aktarmaya devam edeceğim.Şimdiden iyi seyirler....:))

14 Şubat 2012 Salı

Vooyaj....

Seyahat planları yapmak için henüz erken biliyorum.Daha kışı bile atlatmadan nereden çıktı tatil diyebilirsiniz?Hemen açıklayayım.Ülkemizde tatil zihniyeti henüz oturmadı.Erken rezervasyon fırsatından yararlanan insanların sayısı bir hayli az.Tatil zamanı gelince hepimiz tur şirketlerini gazetelerden,internetten araştırır dururuz.Hem geç kaldığımız için indirimden yararlanamayız ve hem de bir sürü zaman kaybı yaşarız.Vooyaj.com tatil için yeni hazırlanan bir site.Tam olarak bittiğinde bayağı işe yarayacağını düşündüğüm çok yeni bir site.Vooyaj.com sitesini ziyaret ederek,onlarca firma ve yüzlerce tatil seçeneği arasında karşılaştırmalar yapmak,planlanmış olan bir seyahate ait en uygun teklife ulaşmak ya da arama ve filtreleme özelliklerini kullanarak en uygun tatili planlamak mümkün.

Hazır gezi konusuna değinmişken gezmeyi sevenler için yararlı olacağını düşündüğüm bir başka siteden bahsedeceğim. http://www.yolculukterapisi.com adlı site Zenyep Boneval ve eşi Alp Boneval tarafından hazırlanmış içeriği farklı ve güzel bir site.Özellikle, hangi mevsim, nereye gitmeli sorusuna cevap veren resimleri ile görsel bir zenginlik sunan bu siteyi incelemenizi öneririm.Şimdiden iyi yolculuklar....:))






13 Şubat 2012 Pazartesi

Van Gogh Alive Sergisi









İlgi çekici bir sergiden bahsetmek istiyorum bugün.Daha önce sadece resim çerçevelerinin içinde izlediğimiz Van Gogh tabloları, bu kez digital olarak sergileniyor. Sergi İstanbul Karaköy antrepo 3'de bu hafta sonu açıldı.10 Şubat - 15 Mayıs tarihlerinde İstanbul'da,15 Ekim- 30 Aralık'ta ise Ankara'lı sanat severlerle buluşacak. Yüksek çözünürlüklü 40 projektör aracılığıyla, çok kanallı  animasyonlar ve sinema kalitesindeki surround ses sistemi birleştirilerek, dünyada  en çok ilgi çeken eşsiz bir görüntü kullanılıyor bu sergide..Resimlerin  büyüklüğü nedeniyle  uzaktan bakılarak gezilen  sergi de, ressamın 1880-1890 yılları arasındaki çalışmaları sergileniyor. Ünlü ressamın ''Teras Kafe'', ''Kırmızı Üzüm Bağı'', ''Sandalye  ve Pipo'', ''Kulağı Sargılı Otoportre'', ''Vazoda 12 Ay Çiçeği'', ''Ren Nehri'nde  Yıldızlı Bir Gece'', ''Buğday Tarlası ve Kargalar'', ''Doktor Gachet'in  Portresi'' gibi bir döneme damgasını vuran en önemli eserleri yer alıyor.Sergi bittikten sonra Moder Sanat Müzesinin mağazasına uğramanızı tavsiye ederim.Sevgililer Günü nedeniyle hazırlanmış ilginç tasarım ürünlerden  alabilirsiniz.Hatta vaktiniz var ise İstanbul Modern Cafe'de manzaranın tadını çıkararak bir şeyler içebilirsiniz.Kesinlikle bir gününüzü ayırmanızı öneririm.....:))

10 Şubat 2012 Cuma

Bir film,bir kitap....

Merly Streep, filmlerini her zaman beğeni ile izlediğim bir oyuncudur.Bir süredir izlemeyi planladığım ,Merly Streep'in rol aldığı ,Demir Leydi filmini dün akşam izledim.Film  İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher'in hayatını konu alıyor.Oscar ödüllü oyuncu Merly Streep tek kelimeyle muhteşemdi.Öylesine başarılı oynamış ki Merly Streep'i unutuyor ve gerçekten Margaret Thatcher'i izliyorsunuz.Başarılı oyuncunun ilk filmini orta okul yıllarında izlemiştim,Kramer Kramer'e karşı.Daha sonra Out of Africa, The Hours,The Bridges of Madison County ve tabi Mamma Mia filmleri ile her rolün üstesinden gelineceğini göstermişti.

Filme gelince, konusu sizi sıkmıyor,ancak  başarılı bir hayat yaşamış insanların dahi  yalnızlık ve yaşlılık kapanına girmesinin kaçınılmaz bir sonuç olduğunu görünce, üzülmeden edemiyorsunuz.Sıkılmadan izlenecek filmler listesine dahil ettiğim bir film....))
 Şun an okuduğum kitap Zarafet..Hayran olduğum oyuncu Audrey Hepburn'un hayatını anlatan bir biyografi..
Stil sahibi,moda ikonu ve başarılı bir oyuncu olmasının yanında ,fazlasıyla dramatik bir hayat yaşamış.Masum ve çocuksu bakışları ile hepimizin gönlünde taht kurmuş bir oyuncuydu Audrey Hepburn. Hitler döneminde verdiği yaşam mücadelesi ile o narin görünüşün altında güçlü bir kişiliği olduğunu da öğreniyoruz....Keyifle okunacak su gibi akan bir kitap...Harika bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle....

9 Şubat 2012 Perşembe

Failatün failatün failün....

Edebiyat dersinden öğrendiğimiz meşhur aruz ölçüsünü bilmeyen yoktur.Lise yıllarında, sınavda dahi soru çıkan, ama benim faydası konusunda hala zihnimi meşgul eden, edebi bilgi...:)) Bu vezinler yerine aruz ölçüsünü daha iyi anlamak için ' tik tak tak tiki tak' da kullanılabilirmiş.Yani Layd Gaga'nın  'Po po poker face ,po po poker face'i ile  ritimleri öğrenme imkanımız varmış....:))  Kitap okumayı bu kadar seven bir insan olarak dersler de failatün döneminde içim bayılır ,fenalık geçirirdim.Eminim öğrencilerin bir çoğuna da şiir okuma konusunda tövbe ettirmiştir.Hayır ne işime yaradı bu aruz ölçüsü, cevap veren bir kişi bile çıkmaz.Oysa failatün ile kaybedilen zaman yerine, öğrencilere kitap okumayı sevdirmenin yöntemleri aransaydı, bugün çıkan istatistikleri alt üst etmez miydik?Dünya da en az kitap okuyan ülkeler arasında başı çekiyoruz.Japonlar yılda 25 kitap ( kişi başına düşen sayı) okurken ,Türkiye'de bu sayı 1.Almanya'da kitap okuma süresi günlük 23 dakikadan 18 dakikaya düştüğü için, yetkililerin önlem aldığını okuyunca bizdeki durumun vehametini daha iyi anlamıştım.


Günümüzde e-kitaplar,tabletler,Ipad ve mobil aletler ile bilgiye ulaşmak ,okumak çok daha kolay iken tablonun bu kadar kötü olması düşündürücü..Kitap okumayan insan insana,hayata yabancı olur.Okumak hayatın telaşı içinde sizi frenler, düşündürür ve sabrınızı geliştirir.Okumak aynı zamanda empati ve düşünce gücünüde arttırır..Dünyanın merkezi olmadığımızı gösterir.Ben insanların ne okuduğuna bakmam, kalitesi ile ilgili eleştirilere çok önem vermem.Çünkü hiç okumayan bir insana dünya klasikleri ile hadi başla demek, yeni ehliyet alan birine tır sürdürmek ile eşdeğerdir benim için.Önce okumanın kendisi hayatın içine yerleşmelidir.Sonra zaten okuma alışkanlığı ile ilk okuduğunuz kitapları bile beğenmez hale gelirsiniz.Kitap fuarında chick-lit kitap alan bir yığın insan görüp mutlu olmuştum.Gerçek edebiyatçıların yayınlanmasından bile rahatsızlık duydukları bu kitaplara, edebi değerleri olmadığı düşünülerek burun kıvrılıyor.Ben okumam çünkü bitirdiğinizde sizde hiç bir iz bırakmayan, sabun köpüğü kitaplardır.Ama okuyanı eleştirene, engel olana kızarım..Bırakın insanlar  okusun ,o alışkanlık yerleşsin; gerisi gelir ve bir süre sonra başka kitap arayışlarına yönelir zaten...Cümlemi Bacon'ın güzel bir sözü ile bitirmek istiyorum "Bazı kitaplar tadılmalı,bazıları yutulmalı bazıları ise çiğnendikten sonra hazmedilmelidir."







8 Şubat 2012 Çarşamba

National Geographic.....

National Geographic Society'nin bu yıl altıncısını düzenlediği uluslararası fotoğraf yarışması sonuçlandı.Ulusal yarışma birincileri ,Türkiye'yi National Geographic'in  Washington D.C'deki merkezinde düzenlenen Uluslararsı yarışmada temsil etti. www.nationalgeographic.com.tr  adresinde yer alan başarılı fotoğraflar:













7 Şubat 2012 Salı

!f İstanbul....



11. yılında yine yeniliklerle dolu olan ve yine birbirinden heyecan verici filmlerle bizleri buluşturacak olan !f Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl 16-26 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da ve 1-4 Mart tarihleri arasında Ankara‘da düzenlenecek. Festivali bu yıl ilk kez uğrayacağı İzmir‘de ise 2-4 Mart tarihleri arasında kalacak. İstanbul’da AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak; Ankara’da CEPA, İzmir’de ise Balçova KİPA’da gerçekleşecek gösterimlerin biletleri 3 Şubat tarihinde satışa çıkacak.Festival yönetmeni Serra Ciliv ve yardımcı yönetmeni Pelin Turgut’un sunduğu programda Oscar’ın güçlü adaylarından ‘The Descendants/ Senden Bana Kalan’, kansere getirdiği mizahi yaklaşımla merak konusu ‘50/50/ Şansa Bak’, Todd Solondz imzalı Dark Horse/ Karanlık at gibi bol yıldızlı hit filmlerin yanı sıra, deneysel ve keşfedilmeyi bekleyen birçok yapım var.

Biletler ve fiyatları: Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor. 13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet + gece yarısı seansına 1 bilet 40 TL. Bilet fiyatları: 21.30 - 22.00 seansları: 16 TL; 19.00+ ve hafta sonu: Tam: 14 TL - Öğrenci: 11 TL; Hafta içi gündüz, Türk Filmleri : 7 TL
SALT’ta ücretsiz gösterimler: Sinefilleri sinema salonlarından çıkartıp buluşturan !f İstanbul’un 2012’deki etkinlik merkezi SALT. Festival süresince ücretsiz film gösterimleri ve konuşmalar burada gerçekleşecek.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Müze Gezisi.....



Google  sayesinde dünyanın  bütün  müzeleri bir tıkla  önümüzde...... Ben bu projeye bayıldım. http://www.googleartproject.com sitesine girdiğiniz anda bütün önemli müzeleri ve dünyanın tanınmış ressamlarının resimlerini en ince ayrıntısına kadar inceleyebilir, hatta kendinize sevdiğiniz eserleri bir araya toplayarak bir koleksiyon bile oluşturabilirsiniz. Düşünsenize sıcacık evinizde  ayaklarınızı uzatıp  Newyork, Metropolitan müzesinde gezintiye çıkıyor, resimleri istediğiniz kadar uzun inceliyorsunuz.Normal koşulda ziyaret etseniz resimleri bu kadar ayrıntılı inceleyemezsiniz, çünkü zamanınız kısıtlıdır.Oysa burda bir sanatçının bütün eserlerini inceleme yapma şansına sahipsiniz.Şu ana kadar 17 müze katılmış bu projeye, yakın bir zamanda Türkiye'den müzelerin yer alacağı konuşuluyor.


Site İngilizce ama kurcaladığınız zaman dil bilmenin çok gerekli olmadığını fark edeceksiniz.Gayet basit bir şekilde her yere ulaşılabiliyor.Dil bilenler İngilizce olarak nasıl kullanılacağını anlatan videoyu inceleyerek başlayabilirler.Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak diye buna denir...İyi geziler....:))



4 Şubat 2012 Cumartesi

Kış Güneşi

İtiraf edeyim kar bitti diye üzülme, süzülme durumlarını hiç yaşamıyorum.Gözünü seveyim güneşin.Kış güneşi bile insanın moralini düzeltmeye, enerji vermeye yetiyor.Ben öyle soğuk mevsimlerin insanı değilim.Güneş her daim bir gölge gibi beni takip etsin, sarıp sarmalasın...Güneş çıkınca, ailece attık kendimizi İstanbul sokaklarına.İlk durağımız Tophane-i Amire ve Salvador Dali sergisi.Bir süredir gitmek isteyip hava muhalefeti nedeniyle ertelediğim sergi...Sergide Salvador Dali'nin İlahi Komedya,Sürrealizmin İzleri,Gala ile Akşam Yemeği adlı üç ayrı başlıkta eserleri sergileniyor.İlgilenen arkadaşlarıma uyarı, sergi 26 Şubat tarihinde sona eriyor.



Hazır buraya kadar gelmişken Çukurcuma'yı ziyaret edelim dedik ve o antikacı senin, bu tasarımcı benim İstiklal Caddesi'ne vardık.Hoş ben Barış sıkılır diye antikacılarda çok oyalanmadım, ama inanın bir gününüzü geçirecek kadar çok dükkan ve antika eşya mevcut.Eminim,  anneannelerimizin kullandığı o incecik fincan takımları, zarif broşlar ve köstekli saatler sizi de benim gibi çocukluğunuza sürükler.Ben tam doyamadım incelemeye tek başıma bir daha gideceğim....:)) İstiklal Caddesi'ne çıkınca önce Şampiyon Kokoreçte soluk aldık.Sonra ver elini Mısır Apartmanı....Atatürk'ün dişçisini ziyaret için, gelip gittiği bu apartman 1900'lü yıllardan miras.İçinden sürükleyerek çıkardılar.Ne işin var burda derseniz,Fototrek'in' Mayaların İzinde Meksika' adlı fotoğraf sergisini gezdim.En üst katındaki 360 restaurantını, başka bir gün ziyaret etmek üzere binadan ayrıldık.Olağan kitapçı ziyaretinden sonra soluğu Ara Cafe'de aldık.Fotoğrafçı Ara Güler'in cafesinde hafta sonları yer bulmak zordur.Kendimize küçük bir masaya atıp, her zamanki gibi eski İstanbul fotoğraflarına daldık.Cafenin en güzel yanı, hafta içi  fondaki hoş bir müzik ile kitaplarınıza gömülüp, meşhur Hint çayı ile soluklanacağınız sakin bir mekan olması.Meksika usulü sıcak çikolatasıda nefis benden söylemesi...Ara Cafe'den çıkıp sağa  dönünce yokuş aşağı Cezayir Sokağına iniyorsunuz.Bu yokuşta Otto isimli harika bir tasarım mağazası keşfettim ve çanta ile ayakkabılarına bayıldım.Fiyatları tuzlu geldiği için fazla oyalanmadan bizim ekibin peşine takıldım.Modern Sanat Müzesi girişimi başka bir haftaya erteleyip bu yorgunluktan sonra evin yolunu tuttuk.Ben bu geziyi daha uzun ve daha detaylı yapmak üzere, bahar ayında bir kez daha yinelemek niyetindeyim...Doymadım,doyamadım....:))




3 Şubat 2012 Cuma

Pablo Neruda



Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar
Yavaş yavaş ölürler

Pablo Neruda







2 Şubat 2012 Perşembe

Toksik Anne-Babalar

Dünyaca ünlü bir terapist olan Susan Forward'ın yıllar süren deneyimlerine dayanarak hazırladığı bir kitap.İngilizcede orjinal ismi Toxic Parents yani zehirli anne-babalar.İşte ben asıl bu kısma bayıldım.İçinde yaşadığımız ülkede sınav kaygısı ile ortaya çıkan acıklı tabloyu en iyi bu cümle özetlerdi 'Toksik Anne-Babalar'.
Anne ve babaya saygı gösterilerek yaşanan bir ülke olduğumuz için Türkiye'de kitap Zor Bir Ailede Büyümek adı altında yayınlanmış.Yazar, toksik anne babaları  altı gruba ayırıyor.Yetersizler,kontrolcüler,alkolikler,sözel tacizciler,fiziksel tacizciler,cinsel tacizciler.
Aileleriyle yüzleşmek isteyenler kadar, anne baba olmayı isteyenler içinde yararlı olacak bir kitap.Benim içimdeki yaraya dokunmuş bir cümle olduğu için dikkatimi çekti bu kitap.Uzun bir süredir izlediğim SBS sınav karmaşasında, bizlerinde birer toksik anne ve babaya dönüştüğümüzü düşünüyorum.Her ne kadar baskı yapmamaya çalışsakta zaman zaman kendimi sınavla ilgili oğlumu uyarırken buluyorum.Üstelik çoğu defa kendime kızarak, ciddi bir çelişki yaşayarak.Oysa küçücük çocuklar özgürce koşup oynasalar,anlamsız yarışın içinde baskı hissetmeden yaşasalar, istedikleri okula kayıt yaptırma ve okuma şansına sahip olsalar daha sağlıklı bir nesil yetişmez mi? Bu kadar stres ve baskı ile orta yaşa geldiklerinde nasıl bir yetişkin olacaklarını merak ediyorum açıkçası.Türkiye gerçeğini burda uzun uzadıya tartışacak değilim ama zehirli birer ebeveyn olma yolunda hepimiz hızla ilerliyoruz.Zararın boyutlarını gördüğümüzde iş işten geçmiş olacak.
Bir arkadaşımın oğlu çok iyi bir okula yerleşmek için annesinden iki yıl sıkı baskı gördü.Çok disiplinli bir şekilde hazırlandı ve iyi bir okula girmeyi başardı.Sonuç, bu çocuk terapist sayesinde annesiyle ietişim kuruyor daha vahim olanı annesinden nefret ediyor.Değer mi diye bir çok kez sorgulamışımdır bu durumu.Değmez ama öylesine güçlü bir sürü psikolojisi ile kuşatılmışız ki, bu anlamsız yarışın içinde asıl biz ebeveynler yer alıyoruz.Çocuklarda bedelini ilerleyen zamanlarda ödemek üzere, çarkın içinde çaresiz yer alıyorlar.Söylenecek,yazılacak,konuşulacak çok şey var ama yapılacak tek bir şey var oda biraz daha kaderci ve sağduyulu davranmak sanırım......

1 Şubat 2012 Çarşamba

Aslı'nın Dolabı

Nedir bu Aslı'nın Dolabı ?  Hayvan barınakları olmak üzere, hayır kurumlarına bağışın gönüllüler tarafından ödüllendirildiği, içine sürüklendiğimiz tüketim çılgınlığına tepkili, bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir sosyal sorumluluk hareketi. Sitedeki satılan eşyaların gelirleri hayvan barınaklarına gidiyor… 

Projeye Nasıl Destek Olunur?

1- Barınaklara bağış yapıp karşılığında Aslı’nın Dolabı’ndan ürün satın alarak.
2-Tasarladığınız yada hazır alıp giymediğiniz kıyafetlerin, ayakkabıların, aksesuarların fotoğraflarını çekip; marka, beden ve alış fiyatlarıyla birlikte aslinindolabi@gmail.com‘a gönderip blog üzerinden bağış karşılığı satışa çıkartarak.
3- Sesini duyurmasına yardımcı olarak. Ne gibi? Facebook sayfanı like edip, Twitter’da follower’ı olarak.



Eğer dolabınızda giymediğiniz,yer işgal eden kıyafetleriniz varsa, Aslı'nın Dolabı ile hem bir sosyal sorumluluk projesine katkıda bulunmuş olacak ve hem de kenarda boş yere kalıp dolap işgal etmesini engellemiş olacaksınız.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...